INTERNATIONAL JOURNAL OF SOCIAL HUMANITIES SCIENCES RESEARCH (JSHSR)

Summary


HANGİ ADALET, KİME GÖRE NEYE GÖRE?

Yüce bir düşüncenin çağrışımlarını içinde barındıran adalet, mükemmellik, zaman üstü ve evrensellik arayışı olarak insani yaşamın asla vazgeçemediği bir değeri ifade eder. Her daim, yüce, büyük ve Tanrısal olanı çağrıştırdığı için adalet kelimesiyle anılan her şey de bu değerden nasibini almaktadır. Tanrı gibi yüce kabul edilen, tecellisi için dua edilen, arzu edilen adalet, hiçbir tanıma sığmayan bir kavram olarak kökeni dinsel manada ilk insan kabul edilen Hz. Âdem’e, felsefi anlamda ise Platon'a kadar uzanır. Hem dini hem felsefi anlamda adalet kavramı, tarih boyunca iyinin ve doğrunun sesi olarak algılanmış ve insanda yankılanmıştır. İlahi dinlerde adalet, daha çok dini ilkeler üzerinden anlaşılan, inanılan ve uygulanması emredilen buyruklardan oluşur. Felsefede ve özellikle Batı felsefesinde adalet kavramı, farklı düşünürler tarafından bir paradigma içinde yorumlanması ve kurgulanması nedeniyle farklı adalet telakkileri oluşmuştur. Çalışmamızın giriş kısmında düşünce tarihinde adalet kavramına yüklenilen anlamları ya da adalet kavramı ile ifade edilenin farkını serimlemeye çalışacağız. Daha sonra sırasıyla adalet kavramının kökeni, Üç büyük ilahi dinin adalet kavramına yaklaşımlarındaki farklılıklar, felsefi anlamda adalet kavramının temellendirilmesinde tartışmasız ciddi etkileri olan Platon ve Aristoteles’in konuyla ilgili düşünceleri, Modern dönemde Immanuel Kant ve post modern dönemde Jean-Luc Nancy’nin adalete dair yaklaşımları incelenecektir.



Keywords
Adalet, İlahi Dinler, Platon, Aristoteles, Kant, Nancy

References